Home / Kırk Hadis Ve Şerhi / 1.Hadis: “Ameller Niyetlere Göredir.”

1.Hadis: “Ameller Niyetlere Göredir.”

عَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:​”إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ.”​​

Müminlerin Emir’i Ebû Hafs Ömer b. el-Hattâb’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, O şöyle demiştir:

Ben Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim:​

“Ameller ancak niyetlere göredir ve her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resûlü’ne ise, onun hicreti Allah’a ve Resûlü’nedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadın için ise, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.”​

(Buhârî ve Müslim)

Amel, Niyet ve Hicret: Hakikatin Menşeine Yolculuk

​İnsan, sadece eyleyen bir varlık değil, eylediğine “mana ve ruh giydiren özdür. Modern zihnin mekanik çarkları arasında kaybolan insan için, bu nebevi ihtar yani “Ameller niyetlere göredir” ifadesi, eylemin fiziksel tabiatından sıyrılıp, onun ruhuna, yani asıl menşeine bakmamız gerektiğini salık verir. Bir eylem, görünür dünyada ne kadar görkemli durursa dursun, eğer kökü hakikat zeminine bağlı değilse, o eylem varlık sahasında aslında hiç vuku bulmamıştır.​

Suret ile Hakikat Arasındaki Perde

​Mesele, bir “yapma” meselesi değil, bir “olma” meselesidir. Amel; meselenin dış yüzü, yani görünen sahnesidir; niyet ise o sahneyi kuran, ona can veren gizli iradedir. Bizler dünyayı çoğu zaman neticeler ve suretler üzerinden okuma yanılgısına düşeriz. Fakat Efendimiz’in bu öğretisi, dikkatlerimizi “sonuç”tan (meyveden), “kök”e (niyete) çeker. İnsan ameliyle değil, o ameli hangi mevcudiyet bilinciyle, hangi dikey yönelişle yaptığıyla tartılır. Niyet, amelin varoluşsal kalbidir; o kalp durduğunda amel bir cesetten ibaret kalır.​

Mekândan Manaya Bir Göç: Hicret

​Hadiste zikredilen “hicret”, sadece coğrafi bir yer değiştirme veya bir mekân terkedişi olarak okunamaz. Hicret; kişinin kendi dar benliğinden, kesretin (çokluğun) boğucu gürültüsünden, vahdetin yalınlığına ve aslına doğru başlattığı o büyük zihinsel yürüyüşün adıdır. Kimin hicreti Allah’a ve Resulü’neyse, o kişi eşyanın ve olayların kabuğunu kırmış, doğrudan Kaynağa, varlığın en saf haline yönelmiş demektir. Bu, vasıtalı bakıştan vazgeçip, varlığı doğrudan kendi aslından seyretme çabasıdır. Eğer hicretin menzili bir dünyalık veya geçici bir teselli (bir kadınla evlenmek gibi sembolik amaçlar) ise, insan kendi varlığını o geçiciliğin dar sınırlarına hapsetmiş demektir. Araçları amaç edinen bu “vasıtalı bakış”, insanı hakikatin genişliğinden koparıp nesnelerin sığlığına mahkûm eder. Dünyalık bir niyetle yola çıkanın ameli, varlık hiyerarşisinde yukarı doğru genişlemez; sadece vuku bulur ve sönüp gider. Çünkü niyet, amelin menzilini tayin eden tek pusuladır.​

Neye Hicret Etmişse, Odur“​

Bu final cümlesi, sarsıcı bir varoluş yasasını önümüze koyar: İnsan, niyetinin rengine boyanır. Dışarıdan bakıldığında aynı eylemi gerçekleştiriyor gibi görünen iki kişinin, kendi iç dünyalarındaki “varlık durakları” birbirinden fersah fersah uzak olabilir. Biri tozlu yollarda yürürken aslında Arş’a hicret etmekte, diğeri ise Arş’tan bahsederken bir karışlık menfaatine gömülmektedir. Çünkü gerçek menzil, niyetin kalbinde saklıdır.​Eylemlerin gürültüsünde kaybolmak yerine, niyetin sessiz saflığında kendimizi bulmalıyız. Hayat bir hicrettir ve bu yolculuğun her durağında kendimize sormalıyız:​”Şu anki mevcudiyetim ve faaliyetim, hangi niyetin emrinde?” Eğer niyetimiz “Asıl” olana ayarlıysa her adımımız bir vuslat; eğer niyetimiz “gölge” olana takılıysa her çabamız beyhude bir yorgunluktur.

Hadisin Fıkhî Yönü:

İmam Şâfiî’ rh. Bu hadise dayanarak abdest ve gusülde niyeti şart(farz) koşmuştur; ancak Hanefîlere göre abdest ve gusül, Kur’ân’da sadece “yıkama ve mesh etme” olarak emredildiğinden niyet olmadan da tahakkuk eder. Hadis ise ibadetin sevabı bakımından niyeti esas alır, yoksa her fiilin sıhhat şartı olarak değil. Serahsî’nin tahliline göre “niyet”, abdestin cevazı değil, ibadet oluşunun illetidir. Yani niyet olmadığında kişi sadece hadesi kaldırmış olur, sevap yönü eksik kalır. Bu yaklaşım, Hanefî usûlünün “ibadet–âdet” ayrımını yansıtır: fiilin rüknü gerçekleşmişse hüküm sahih olur; niyet ise sevabı belirler. Hadis, hanefîler nazarında النية شرط للثواب لا ,للوجوب

Niyet sevap için şarttır,vucubiyyet için değil ilkesinin delilidir.Serahsî burada hadisi “dünyevî fiillerin ibadetleşmesi” bağlamında yorumlar. Kişi bir ameli doğrudan ibadet olmasa da, eğer niyeti Allah’a yaklaşmak veya mümin kardeşine yardım etmek ise, bu amel ibadet hükmü kazanır.Bu açıklama, Hanefîlerin niyet anlayışını “te’yîdü’l-ma‘nâ” olarak genişlettiğini gösterir. Niyet, fiili “âdet” olmaktan çıkarıp “kurbet” kılar; böylece dünyevî işler bile taat hükmüne yükselir. Ancak bu, hükmün sıhhatine(geçerliliğine)değil, değerine (sevap) ilişkindir. Dolayısıyla hadis, Hanefîlerde fiilin mânevî kıymetini düzenleyen bir kaide haline gelmiştir.

Hadis Metni’ndeki İfadeler’in Edebî Özellikleri

1. El-A’mâl (الأعمال)​: “Amel” kelimesinin çoğuludur. Bilinçli, maksatlı ve bir amaç doğrultusunda yapılan iş demektir.​ Hadiste “fiil” (فعل) yerine “amel”in (عمل)seçilmesi ihtiraz (sakınma) sanatıdır. Çünkü her amel bir fiildir ama her fiil bir amel değildir. Hadis bu kelimeyle, sadece iradeli ve bilinçli davranışların ahlaki/hukuki bir değer taşıdığını edebî bir kesinlikle sınırlar.

​2. Niyyât (بالنيات)​: “Niyet”in çoğuludur. Bir şeyi kalben kastetmek, bir yöne yönelmek anlamındadır.

Burada temsilî bir bağ kurulur. Amel bir beden, niyet ise onun ruhu olarak tasvir edilir. “Niyetler” kelimesinin çoğul gelmesi, amellerin ne kadar çeşitliyse, onların arkasındaki niyetlerin de o kadar çeşitli (ihlas, riya, dünya, ahiret vb.) olabileceğine dair bir tenasüp (uygunluk) sanatıdır.

​3. Li-külli’mriin (لكل امرئ)​: “Her bir kişi/fert için” demektir. “İmri’” kelimesi, onurlu ve şahsiyetli kişiyi ifade eden bir kökten gelir.​

Burada umum (genellik) ifade eden bir üslup vardır. Ancak kelime seçimi sıradan bir “şahıs” değil, “insani onur sahibi” manasına yakın olan “imri’”dir. Bu, “Her akıl ve onur sahibi, kendi niyetinden bizzat sorumludur” şeklinde bir remiz (işaret) taşır.​

4. Hicretuhu (هجرته)​: Bir yeri terk edip başka bir yere göç etmek, bağları koparmak demektir.

Hadisin devamında bu kelime hem “Allah ve Resulü için” hem de “Dünya için” yapılan eylemlerde ortak kullanılır. Bu bir müşâkelet sanatıdır. Yani görünüşte aynı olan bir eylemin (hicret), niyetle nasıl taban tabana zıt iki sonuca (ulviyet veya süfliyet) dönüştüğü, aynı kelime üzerinden yapılan bir mukabele (karşıtlık) ile zihinlere nakşedilir.

​5. Ed-Dünyâ (الدنيا)​: “Dünuv” (yakınlık) veya “denâet” (alçaklık) kökünden gelir. En yakın, en düşük ve geçici olan demektir.​

“Allah ve Resulü” kavramlarının karşısına “Dünya”nın konulması, belâgatta tahkir (küçültme/önemsizleştirme) amacı taşır. Ulvi olanın (ebedi) karşısında, kelime anlamı itibariyle “en düşük olanın” (geçici) getirilmesiyle dinleyicide manevi bir tercih uyanması hedeflenir.

Hadisin sonundaki “Kimin hicreti neye ise hicreti onadır” ifadesi ise edebiyatta “İ’câz-ı İtnâb” türüdür; yani lafız kısa bırakılarak, niyetin sonucunun (iyi veya kötü) kişinin kendi sorumluluğunda olduğu vurgusu en çarpıcı şekilde yapılmıştır.

Hadis’in İsnat ve Metin Analizi :

Bu rivayet “اِنَّمَا الْاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ…” hem Buhârî’de (Bedʾü’l-Vaḥy, 1) hem Müslim’de (İmâre, 155) yer alır ve hadis usûlünde “niyet hadisi” olarak bilinir.Aşağıda sebeb-i vürûd, isnad ve metin analizi ayrıntılı olarak verilmiştir:

Sebeb-i Vürûd: Bu hadisin doğrudan bir vaka üzerine söylendiği kabul edilir. Klasik şerhlerde rivayet edilir ki: Medine’ye hicret zamanında bir adam, Ümmü Kays isimli bir kadınla evlenmek arzusuyla hicret etti. Bu sebeple insanlar onu “Muhâcirü Ümmü Kays” yani Ümmü Kays’ın muhaciri diye andılar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu olayı duyunca amellerin değerini belirleyen genel bir kaide olarak bu sözü söyledi.Bu hadisin “sebeb-i vürûdu” böylece hicretin dünyevî bir saikle yapılması bağlamına dayanmaktadır. Ancak hadis lafzı genel bir ilke koyar: “Ameller niyetlere göredir.”

Rical (Râvîler) Tahlili

1. Ömer b. el-Hattâb (r.a.)— Sahâbî, meşhur râvî, adalet ve zabt bakımından ittifakla sika.

2. Alkame b. Ebî Vakkâs el-Leysî (ö. 63 H)— İbn Hacer: *Sika fâdıl.

3. Muhammed b. İbrahim et-Teymî (ö. 120 H)** — İbn Hacer: *Sika.

4. Yahyâ b. Saîd el-Ensârî (ö. 143 H)** — Zeylaʿî ve İbn Hacer’e göre *sika sabitü’l-hıfz*.**

5. Onlardan sonra hadis, Buhârî ve Müslim’in muhaddislerine ulaşır.Hadis, klasik muhaddislerin belirttiği üzere tek isnad zincirinden (vahid tarik) sahih olarak gelmiştir; ancak bu isnad en güvenilir tabakalardan geçtiği için müttefekun aleyh (Buhârî–Müslim’in ittifak ettiği hadis) derecesindedir.

İsnad Analizi:

İsnad muttasıl (kesintisiz). Her tabaka adl ve zabt şartlarını taşır.

Yahyâ b. Saîd → Muhammed b. İbrahim → Alkame → Ömer → Peygamber (s.a.v.) silsilesi “en güvenilir isnad zincirlerinden biri” olarak kabul edilir (Ahmed b. Hanbel, İbn Medînî, Buhârî’nin sözü: “Bu hadis İslâm’ın üçte biridir.”).

Senedde zayıf veya müttehem râvî bulunmaz. Bu nedenle isnad açısından sahih li-zâtihî derecesindedir.

Metin Analizi:

Lafız son derece kısa, açık ve genel bir ilke beyan eder. Başka sahabîlerden lafzen gelmemiştir, ancak mânâ bakımından birçok hadiste teyit edilir Metinde anlam çelişkisi, şaz lafız veya zait ibare yoktur.Lafızda tekrir yani(vurgulama için “فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ” tekrar edilmiştir); bu belâgat açısından maksatlıdır.

Metin, şaz değildir; tüm râvîler aynı lafızla nakletmiştir.Ayrıca hadisin içeriği Kur’an’daki “وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ” (Beyyine 5) ayetiyle de mutabıktır.

Sıhhat Hükmü: Müsned, muttasıl, sahih li-zâtihî tek isnadlı fakat metin olarak meşhur icmâ ile sahih kabul edilmiştir.

Sonuç: Bu hadis, sened ve metin yönünden en güvenilir hadislerden biridir.Rivayet zincirindeki râvîlerin tamamı “sika” olup isnad muttasıldır.Metin hem Kur’an’a hem sünnete uygun, şaz ve illetli değildir.

Dolayısıyla hükmü: Sahîh li-zâtihî – müttefekun aleyh.

Hasan Karalök

About Hasan K.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir