Home / Duyurular / 6.Hadis:Kalp Pergeli: Hududa Hürmetin ve İstikametin Sırrı

6.Hadis:Kalp Pergeli: Hududa Hürmetin ve İstikametin Sırrı

​عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ:​”إنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنْ النَّاسِ، فَمَنْ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ فَقَدْ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ، أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ”​

(رواه البخاري ومسلم)

Ebu Abdullah en-Nu’mân b. Beşîr (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim:​

“Şüphesiz helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisi arasında ise insanların çoğunun bilmediği şüpheli şeyler vardır.

Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını (onurunu) korumuş olur.

Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur.​Tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an sürüsünün oraya girmesi işten bile değildir.

Dikkat edin! Her hükümdarın bir koruluğu vardır. Biliniz ki Allah’ın koruluğu da haram kıldığı şeylerdir.​

Şunu iyi bilin ki, vücutta bir et parçası vardır; o düzgün olursa bütün vücut düzgün olur, o bozulursa bütün vücut bozulur.

Biliniz ki o kalptir.”​(Buhârî ve Müslim)

Hadisi Şerifin İrfânî Şerhi:

Onurlu her insanın kendine ait bir sınırı; gücü olan her devletin kendine mahsus bir hududu; karşısındakinin varlığını, hakkını ve hürmetini bilen her kudret sahibinin de geçilmez, dokunulmaz bir çizgisi vardır.

Bütün sahih ilişkilerde asıl olan, bu çizginin tanınması ve hürmet görmesidir. Zira ilişkiyi, muhatabı ve sahipliği var eden Hak Teâlâ, yarattıklarının selâmeti için bir sınır koymuş; o sınırı da keyfî değil, hikmet üzere emretmiştir. Bu yüzden hudut, yasak tabelası olmaktan önce hürmet alanıdır. Sınırı idrak gerekir; zira idrak olmayan yerde hürmet de olmaz.

Hudut boyunca dikilen nöbetçi kuleleri, ikaz levhaları, işaretler ve ışıklar aslında semboldür. Asıl yasak, o sembollere dokunmak değil; sembolü geçip sınırı ihlâl etmektir. Ne var ki insan çoğu zaman haramı, yalnızca açık işaretli yerlere temas etmek zanneder; hâlbuki sembolün bulunmadığı, çizginin belirsizleştiği alanlar şüpheli alanlardır.

Nebevî ikaz tam da buraya yöneliktir: “İnsanların çoğu bunu bilmez.” Helâl ve haram, sadece birtakım fiillerin adı yahut sıfatı değil; bu kutlu yolda sergilenen bir duruş, bir istikamet ve bir iç disiplindir. Bu duruş terk edildiğinde ortaya çıkan şey doğruluk değil, eğriliktir.

Eğrilik ise bedeni ölçen pergel olan kalpten başlar. Pergel eğriyse gönye açıyı şaşırır; açı şaşınca duruş bozulur. Duruş bozulduğunda sınır aşılır, hududa hürmet terk edilir.

Hürmet kaybolduğunda ise namus zedelenir. Çünkü ırz, insanın dininden bir parçadır; iman gibi, dinin muhafaza edilen alanıdır. Nasıl ki iman sahibi, dinini iman, salih amel ve ihlâs gibi unsurları bir araya getirerek inşa eder; ırz da bu inşayı kıskanma, koruma ve dokunulmaz kılma çizgisidir. Bir bakıma ırz, kişinin din hudududur.

Kalp eğrilip ilâhî hudut aşıldığında, yalnızca bir fiil işlenmiş olmaz; insanın kendi din hududu olan ırzı da gider. Irz gittiğinde din muhafaza edilemez hâle gelir; muhafaza edilemeyen din ise yavaş yavaş elden çıkar. Bu yüzden hadiste geçen “dini ve ırzı için beraat almıştır” ifadesi, sadece dış fiillerle değil, iç hudut bilinciyle ilgilidir.

Beraat, sınırı korumanın belgesidir; hudut ihlâl edildiğinde bu belge geri alınır ve insan denî olana, aşağı olana doğru sürüklenir.

Bu hakikat, ilk hudut ihlâliyle yeryüzüne sürgün edilen atamız Âdem aleyhisselâmın kıssasında apaçık görülür. O, tevbe ile pergeli yeniden düzeltti; hem nesline hem ümmete, hudut aşımının telâfisinin kalpten başlayan bir dönüşle mümkün olduğunu öğretti. Şeytan ise hududu bilerek çiğnedi; Rabbinin mahrem alanını aştı ve mühürlendi. Biri hududu tanıyıp geri döndü, diğeri hududu inkâr edip ebedîleşti.

Nefs; kimi zaman merakla, kimi zaman gafletle, kimi zaman isyanla, kimi zaman da nisyanla hududu geçmek ister. Çoğu zaman bunu sembol olan, açıkça işaretlenmiş yerlerden değil; belirsiz ve şüpheli alanlardan yapmaya çalışır. Bu ona kolay gelir; çünkü hürmeti çiğnediğini fark etmez, hatta yaptığını meşrulaştırır.

İşte Nebiyy-i Zîşân’ın “insanların çoğu bilmez” ikazı tam da bu körlüğe dairdir.

Kalp, Rahmân’ın sınır boyunu görebilen tek organdır. O körelirse hudut silinir, kirlenirse hürmet kaybolur. Bu yüzden kalbi köreltme, kalbi kirletme; zira hududu ilk kaybeden göz değil, kalptir.

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi (hafizahullâh)

Helal, Haram ve Şüpheli Şeylerin Fıkhı:

İslam hukukunun ve ahlak sisteminin “dörtte biri” olarak kabul edilen Numan bin Beşir (r.a.) rivayetli hadis-i şerif, müminin hayatını tanzim eden en temel pusuladır. Bu metin, sadece hukuki bir sınır çizmekle kalmaz, aynı zamanda kalbin ıslahı ile amellerin niteliği arasındaki kopmaz bağı ortaya koyar.

1. Hadis-i Şerif ve Üçlü Taksimat:

Efendimiz (s.a.v.), varlık âlemini ve insan eylemlerini bu hadisle üç ana kategoriye ayırmıştır:

* Vâzıh Helal: Yasaklandığına dair hiçbir delil bulunmayan, fıtraten temiz ve meşru eylemler.

* Vâzıh Haram: Kesin delillerle (nass) yasaklanmış, fert ve toplum için zararlı sınırlar.

* Müştebihât (Şüpheli Şeyler): Helal veya haram olduğu hususunda delillerin çeliştiği, insanların çoğunun mahiyetini kavrayamadığı gri alanlar.

2. Umdetü’l-Kârî Perspektifiyle Şerh:

Hanefi mezhebinin büyük şârihi Bedreddin el-Aynî, Umdetü’l-Kârî adlı eserinde bu hadisi bir fikihci ve dil bilimci titizliğiyle ele alır.

A. İhtiyat ve Vera İlkesi: Hanefi usulünde bir şeyin haramlığı için kesin delil gerekir. Ancak Aynî, “şüpheli şeylerden sakınmanın” (vera), müftünün verdiği “fetvadan” daha üstün bir makam olduğunu vurgular. Müftü zahire bakarak ruhsatı (kolaylığı) gösterebilir; fakat mümin, azimeti (takvayı) esas alarak kalbini tırmalayan şüpheden uzak durmalıdır.

B. “Hımâ” (Koruluk) Benzetimi ve Sedd-i Zerâi:

Hadiste kullanılan “koruluk” benzetmesi, harama giden yolların önceden kapatılması (Sedd-i Zerâi) ilkesine dayanır. Aynî’ye göre, haramın etrafındaki şüpheli alanlarda dolaşan kişi, nefsinin çekim alanına girmiş demektir. Sürüsünü sınır hattında otlatan çobanın her an sınırı ihlal etme riski gibi, gri alanlarda ticaret veya sosyal hayat sürenler de harama düşmeye en yakın olanlardır.

3. Dilsel Tahliller ve Kavramsal Derinlik

Aynî, hadisteki kelimelerin köklerine inerek şu incelikleri sunar:

* Irzın Korunması: Şüpheliden kaçınmak sadece dini değil, “ırzı” da korur. Buradaki ırz, kişinin toplum içindeki haysiyeti ve şerefidir. Şüpheli işlerle anılan kişi, örneğin başkalarının gıybet etmesine zemin hazırladığı için kendi onurunu tehlikeye atmış olur.

* Kalp (Mudga): Hadiste kalbin bir “et parçası” (mudga) olarak nitelenmesi, onun hem fiziksel küçüklüğüne hem de manevi büyüklüğüne işarettir. Kalp bozulursa feraset kaybolur; feraset kaybolduğunda ise kişi “şüpheli” olanı “normal” görmeye başlar.

4. Güncel Hayata İzdüşümler

Hadis, modern dünyanın karmaşık sistemlerinde bir uyarı levhası ve yol gosterici işlevi görür:

* Ekonomik Hayat: Faiz şüphesi taşıyan finansal enstrümanlar veya mahiyeti tam anlaşılamayan dijital varlıklar karşısında mümin, “ihtiyat” ilkesini işleterek netlik oluşana kadar duraksamalıdır.

* Tüketim Kültürü: Gıda içeriklerindeki belirsiz katkı maddeleri veya üretimindeki etik şüpheler, hadisteki “müştebihât” kapsamında olabilir.

* Dijital Ahlak: Bilginin doğruluğunun şüpheli olduğu sosyal medya mecralarında “ırzı korumak”, su-i zanna sebep olacak paylaşımlardan ve ortamlardan kaçınmayı gerektirir.

Hülasa: Kalbin Salahı, Amelin Salahıdır

Hadisin sonundaki kalp vurgusu, tüm bu sistemin ana damarıdır. Hanefi fıkhının “takva ve fetva” dengesi burada düğümlenir: Fıkıh, dış dünyadaki düzeni sağlar; takva ise o düzenin ruhunu korur. Kalp selâmete ermeden, yani şüphelerin karanlığından sıyrılıp yakînin aydınlığına kavuşmadan yapılan ameller, dışarıdan ne kadar mubah görünürse görünsün, manevi bir boşluk barındırır. Helal ferahlık, haram pişmanlık, şüphe ise kalbin daralmasıdır.

Mümin, genişlikte (helalde) kalıp, daralmadan (şüpheden) kaçınarak sınırları (haramı) muhafaza edendir.

HK

About Hasan K.

Check Also

5.Hadis: “Din yürünür, yol icat edilmez”

عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ عَبْدِ اللهِ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir