Home / Gündem / 11.Hadis: Kalp Mîzanı

11.Hadis: Kalp Mîzanı

عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ الحَسَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ سِبْطِ رَسُولِ اللهِ ﷺ وَرَيْحَانَتِهِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللهِ ﷺ:«دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ»​

Ebu Muhammed el-Hasan b. Ali b. Ebi Talib’den (r.a.) —ki kendisi Resûlullah’ın ﷺ torunu ve mis kokulu çiçeğidir— şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Resûlullah’tan ﷺ şunu ezberledim:

​”Seni şüpheye düşüreni bırak, şüphe vermeyene bak.”

​(Tirmizî ve Nesâî rivayet etmişlerdir. Tirmizî, “Bu hadis hasen sahihtir” demiştir.)

Hadisi Şerifin Şerhi

Rabbimiz kitabında: ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ

“İşte bu kitap; kendisinde hiçbir rayb bulunmayan ve muttakiler için bir hidayettir.”

(Bakara Suresi 2. ayet)

buyurarak Kur’ân-ı Kerîm’in tarifini yapar.

Bu ayette geçen şüphe ile hadiste geçen şüphe aynı kelime ile ifade edilmiştir ; “rayb” !

Ancak burada dikkat edilmesi gereken ince bir fark vardır: Aslında “şüphe” kelimesi “rayb” kelimesine tam karşılık gelmeyip onun karşılığı daha çok “şekk” tir.

O halde buradaki anlam, sıradan bir zihinsel tereddüt değil; kalpte huzursuzluk, iç sıkıntısı ve tedirginlik oluşturan bir hâldir.

Yani ayetin beyanı şudur: Kur’ân, insana vesvese verecek, kalbini daraltacak bir kitap değil; bilakis kalbi itmi’nâna erdiren, sükûnet veren bir hitaptır!

Nitekim Rabbimiz başka bir ayette de : أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle itmi’nâna erer.”(Ra’d Suresi 28. ayet)

buyurarak bu hakikati açıkça ortaya koyar.

Kitabımız Kur’ân her türlü rayb’den, yani kalbi muzdarib eden huzursuzluktan münezzeh olduğu gibi; Kur’ân’a tâbî olan kimselerde, yani hakiki müminlerde de kalplerinde bu tür bir huzursuzluk bulunmaz.

Çünkü mümin, Kur’ân ile kalbini dengeye (mîzân) almış kişidir.

Mümin kalbini üç perde ile açar:

1. Temel prensip (kalibrasyon / mîzân hâli)

Kalbin kalibre edilmiş hâlidir. Bu, kalbin bir nevi mîzân modunda çalışması, yani hak ile bâtılı tartabilen bir hassasiyet kazanmasıdır. Kalp bu hâle geldiğinde bir sensör gibi çalışır ve “rayb”i tespit eder.

Bu, Kur’ân’ın şu işaretine dayanır:

وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاها • فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا

“Nefse ve onu düzgün bir şekilde yaratana; sonra ona fücurunu ve takvasını ilham edene yemin olsun.”(Şems Suresi 7-8. ayetler)

Yani kalp aslında doğruyu tanıyacak bir fıtratla yaratılmıştır; ancak bu fıtratın çalışması için kalibrasyon gerekir.

2. Temizleme Prensibi(tezkiye)

Kalbi kirletecek ve onda rayb’i oluşturacak her şeyden uzaklaşmaktır. Bunlar ise :

Haram kazanç,şüpheli gıda,şüpheli içerik (göz ve kulak),boş ve anlamsız (malayani) konuşmalar,öfke, haset, hırs,aşırı ve kontrolsüz şehvettir.

Bunlar kalpte birikerek rayb üretir !

Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ…

“Helal bellidir, haram bellidir; ikisi arasında şüpheli şeyler vardır…”(Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107)

İşte bu “müştabihât”, kalpte rayb doğuran alandır. Bu alan temizlenmeden kalbin itmi’nâna ulaşması mümkün değildir.

Tasavvufî bakışla Rayb, kalbin üzerine çöken bir pas,tezkiye ise o pası söküp atan bir çözücüdür.

3. İtmi’nân prensibi (tasfiye ve tahliye)

Kalbin rayb’den kurtulup boşalması ise yeterli değildir ; o boşluk hak ile doldurulmalıdır. Bu da ancak şunlarla olur ;

Kur’ân tilaveti,zikir,güzel ahlâk,sadaka..!

Bu merhale, kalbin artık Rahmân’ın nazargâhı olmaya başlaması demektir !..

Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmuştur :

إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ… وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ

“Allah sizin suretlerinize değil, kalplerinize bakar.”(Müslim, Birr 34)

Peki kalpten Rayb temizlenmezse ne olur?Rayb’den temizlenmeyen kalp ;evvela söz ve davranışlarında,sonra fiil ve amellerinde,derken iman ve takvasında sürekli vesveseye kapılır.

Tâ ki bu hâl, Kur’ân’ın şu tasviriyle örtüşecek duruma gelir :

فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ

“Onlar kendi raybleri içinde bocalayıp dururlar.”(Tevbe Suresi 45. ayet)

İşte bu durum kişiyi yavaş yavaş zulmete götürür. Çünkü rayb, hak ile bâtılın karıştığı noktadır. Bu karışım kalpte sürekli bir daralma oluşturur ve hakikatten uzaklaştıran bir kuruntuya dönüşür.

Bu hadiste Efendimiz aleyhisselam buna işaret ederek bu kuruntu ve huzursuzluk hâline ehemmiyet verilmemesi, yani onun içinde kalınmaması emreder.

Buradaki “terk et” emri, sadece fiili terk değil; aynı zamanda ;zihinsel kesme,kalbî yön değiştirme,iç disiplini kurma manasına gelir.

Yani Rayb, kulun kalbinde bir ikazdır ki ona takılıp kalmak gaflettir.Dolayısıyla kişi, öz disiplin geliştirerek, rayb üreten alanı terk edip itmi’nân üreten alana yönelmelidir.

Nasıl ki Kur’an rayb içermez ve üretmez ; mutmain olmuş kalp de kirlenmediği sürece rayb’den uzak kalır.

Ne vakit kirlenir o zaman rayb herşeye bulaşır !

Bu hadis ise bu kiri fark edip yön değiştirme sanatını edinmemizi emreder ! Vesselâm.

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi (hafizahullâh)

About Hasan K.

Check Also

15.Hadis: Gönül İkliminin Üç Kapısı: Söz, İkram ve Hüsn-ü Muamele

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ:​”مَنْ كَانَ …

One comment

  1. Şüphesiz ki Rabbim kuran-ı hakimi müğminlerin kalbine bir şifa, bir huzur, bir edep, bir hak olarak indirdi. Ne mutlu bu hisleri duyanlara Ne mutlu bunlarla sevinenlere…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir