Home / Hadis / Kırk Hadis Ve Şerhi / 9.Hadis: Neyi Yasakladıysam Ondan Kaçının

9.Hadis: Neyi Yasakladıysam Ondan Kaçının

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ صَخْرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:​”مَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَاجْتَنِبُوهُ، وَمَا أَمَرْتُكُمْ بِهِ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، فَإِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَثْرَةُ مَسَائِلِهِمْ وَاخْتِلافُهُمْ عَلَى أَنْبِيَائِهِمْ.”​

(رواه البخاري ومسلم)

Ebû Hüreyre Abdurrahman bin Sahr (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim:​

“Size yasakladığım şeylerden kaçının; size emrettiğim şeyleri ise gücünüz yettiği ölçüde yerine getirin.

Şüphe yok ki, sizden öncekileri helak eden şey; çokça soru sormaları ve peygamberlerine karşı muhalefet etmeleridir.”

​(Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir)

Hadisi Şerif’in Şerhi

Allah azze ve celle hazretleri kullarını yarattı ve onları dininde mükellef kıldı.

Bu mükellefiyet doğrudan değil, Peygamberlerini önce muhatap kılıp sonra kullarını onlar aracılığıyla sorumlu tutmak suretiyle gerçekleşti.

Her emrini onlara vahyetti; kullar da Nebîler vasıtasıyla Rablerini tanıyıp O’na itaat ettiler. Bütün ümmetler gibi biz de Peygamberimizin öğretmesiyle Rabbimizin şu emrini işittik ve itaat ettik:

“Resûl size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ondan da vazgeçin.”(Haşr 59/7)

Bu ilâhî kelâm Peygamber’in diliyle hadislerde de ayrıca beyan edilmiştir. Çünkü o, hevasından konuşmaz; konuştuğu ancak vahiydir:

“O, hevasından konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyedilen bir vahiyden başka değildir.”(Necm 53/3–4)

Allah Teâlâ Peygamberini yalnızca bir elçi olarak değil, kendisine uyulması gereken bir otorite olarak göndermiştir.

Bu durum insan için Rabbinin makamına duyulacak en büyük saygı vesilelerinden biridir. Allah kuluna şah damarından daha yakındır (Kaf 50/16), fakat kulun Allah’a yaklaşmasının yolu Peygamberinin gösterdiği yoldur.

Çünkü vahyin hayata nasıl taşınacağını fiilen gösteren rehber Nebîdir; kitap yolu gösterir, sünnet o yolda nasıl yürüneceğini öğretir.

Normalde yasak da bir çeşit emirdir. Ancak emrin ayrı, yasağın ayrı zikredilmesi aralarındaki ince bir farktan kaynaklanır.

Yasak ilâhî bir sınırdır; aşılması hududu çiğnemek demektir ve bu durum Gadab-ı İlâhî’yi celbedebilir.

Emir ise kulluğa taalluk eder ve hududun iç kısmını oluşturur. Yapıldığında Rahmet-i Rahmân’ı celbeder.

Bu sebeple dini yalnızca emir ve yasaklar zinciri olarak görmek yerine insanı Yaratan’a yakınlaştıran ve O’nun rahmetini celbeden bir yol olarak görmek gerekir.İnsan emirleri yapmaya gönüllü olduğunda yasaklardan kaçmaya muktedir olur.

Bu hem insan fıtratının gereğidir hem de Zât-ı Zülcelâl hazretlerinin kelâmında ve Nebîsinin hadisinde zikredilen önce “yapın”, sonra “terk edin” tertibi açıkça görülür.

Emri veya yasağı öğrenmek kastıyla soru sormak kulluğun bir emaresidir. Fakat verilmeyen detayları sorgulamak, itaatten kaçınmak için bahane aramak çoğu zaman cehaletin bir tezahürüdür.

Nitekim Rabbimiz Bakara sûresinde anlatılan inek kesme emri karşısında sürekli ayrıntı soran kavim hakkında:“…Nihayet onu kestiler; ama neredeyse bunu yapmayacaklardı.”(Bakara 2/71)buyurarak bu ruh halini anlatır.

Bu sebeple başka bir ilâhî kelâmda şöyle buyurulmuştur:

“Ey iman edenler! Açıklanırsa sizi üzecek şeyler hakkında soru sormayın…”(Mâide 5/101)

Bu ayet bize öğrenme kastıyla değil, itiraz ve sorgulama kastıyla sorulan soruların dini insanın üzerine zorlaştırabileceğini öğretir.

Geçmiş ümmetler –özellikle Yahudi ve Hristiyan olanlar– tarih boyunca birden fazla peygamberle imtihan edilmişlerdir. Fakat onlar peygamberlerin arasını ayırmış, hatta ihtilafı inkâr ve reddetmeye kadar götürmüşlerdir.

Oysa din Allah’ındır; peygamberler ise elçilerdir. Kendilerine verilen dönemsel uygulama biçimi olan şeriatla emrolunmuşlar ve ümmetlerine bunu tebliğ etmişlerdir.

Bu son Peygamber’e kadar böyle devam etmiştir ve müminlerin kabul etmesi gereken hakikat de budur.

Nitekim Kur’ân’da müminlerin diliyle şöyle buyurulur:“Resûl, Rabbinden kendisine indirilene iman etti; müminler de iman ettiler. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. ‘Biz peygamberleri arasında ayrım yapmayız’ dediler.”(Bakara 2/285)

Bu ayet, dinin peygamberlere değil Allah’a ait olduğunu ve peygamberlerin O’nun elçileri olduğunu açıkça ortaya koyar.

Kim bu delilleri kendisine rehber edinmezse, dini vahyin ölçüsüne göre değil kendi arzularına göre şekillendirmiş olur.

Bu ise insanı helâke götüren bir yoldur. Çünkü helâk çoğu zaman kalplerde başlar; kalp ilâhî menzilden uzaklaşınca insan hem dünyada hem ahirette hüsrana sürüklenir.

Hakiki helâk, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmaktır.

Demek ki insanın Peygamber’in çizdiği yolu terk etmesi, sünnetten uzaklaşması ve onu yalnızca bir postacı gibi görmesi nebevî yoldan değil, ilâhî emrin ruhundan da uzaklaşmak demektir.

Allah Teâlâ bizi helâke sürüklenenlerden değil, Resûlüne ittiba ederek rahmete yürüyenlerden eylesin. Vesselâm

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi (hafizahullâh)

Muhammed cümleye dîndir îmândır. Delîlsiz gidilmez yollar yamândır. Yunus Emre

About Hasan K.

Check Also

15.Hadis: Gönül İkliminin Üç Kapısı: Söz, İkram ve Hüsn-ü Muamele

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ:​”مَنْ كَانَ …

One comment

  1. ” Hiç kimse kendi başına birşey olamadı.
    Hiç bir demir kendi başına keskin kılıç olmadı.
    Mevlana Mevlayı Rum olamadı.
    Ta ki Şems-i Tebrizi’nin müridi olmadıkça.

    MEVLANA HAZRETLERİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir