Home / Gündem / 14.Hadis:Müslüman’ın Dokunulmazlığı

14.Hadis:Müslüman’ın Dokunulmazlığı

عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: **”لاَ يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللهِ إِلاَّ بِإِحْدَى ثَلاَثٍ: الثَّيِّبُ الزَّانِي، وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ، وَالتَّارِكُ لِدِينِهِ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ. (رواه البخاري ومسلم)

İbn Mes’ud (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şahadet eden bir Müslümanın kanı, şu üç şeyden biri dışında helal olmaz:

Zina eden evli kimse, cana karşılık can (kısas) ve dinini terk edip cemaatten (İslam toplumundan) ayrılan kimse.”

(Buhârî, Müslim)

Hadisi Şerif’in Şerhi:

Allah’a ve Rasûlüne iman etmeyi şarta bağlamak bir yemin çeşitidir. Diğer klasik yemin metinlerinden farkı ise; yemini terk eden günahkâr olup kefaret ile kendini afv ettirir, lakin bunu terk eden imanı terk etmiş gibi olur ve kefareti yoktur, had’di vardır.

İşte bu denli önemli bir duruma dikkat çeker Nebiyy-i Zîşân. Ve her mümin sakındırıldığı bu durumlardan şiddetle uzak durur.

Tehlikenin büyüklüğü “müminim” diyen herkesi yıldırmalıdır. Bunlar mümin için öyle durumlardır ki terazinin bir kefesinde bunlar, diğer kefesinde iman vardır.

Zira bu üç fiil, zahirde bir suç gibi görünse de, hakikatte imanın hududuna dayanmış fiillerdir.

Hadis’te zikredilen ‘kanı helal olur’ ifadesi doğru anlaşılmadığında hataya düşülebilir. Bu sebeple bunun şer’î çerçevesini de bilmek gerekir.

“Kanı helal olur” ifadesi, zahirde sert ve sarsıcı bir lafızdır; lakin bu ifade keyfî bir serbestiyet değil, bilakis en dar çerçevede ve en ağır şartlara bağlanmış bir şer’î hükmü ifade eder.

Buradaki “helallik”, ferdin ferde karşı tasarrufunu değil; ancak devletin, şer’î otoritenin ve kadı hükmünün varlığı altında gerçekleşebilecek bir yetkiyi anlatır. Zira İslam’da can esastır, korunmuştur ve aslolan onun muhafazasıdır. Bu sebeple bu hüküm, bireylerin kendi kanaatiyle uygulayabileceği bir alan değil; aksine bütün şartları tahakkuk etmiş, ispatı kesinleşmiş ve hiçbir şüphe kalmamış durumlarda, yalnızca meşru otoritenin gözetiminde tatbik edilebilecek bir had hükmüdür.

Nitekim bu alanda en temel kaidelerden biri şudur: “Hudud şüphelerle düşer.” Bu kaide, hadlerin uygulanmasının ne derece daraltıldığını ve aslolanın cezalandırmak değil, korumak ve caydırmak olduğunu gösterir. Bu yüzden dört şahit gibi ağır ispat şartları, ikrarın tekrarı, ikrahın ve şüphenin araştırılması gibi unsurlar, bu hükmün gelişigüzel uygulanmasının önüne set çekmiştir. Böylece “kanı helal olur” ifadesi, mutlak bir serbestlik değil; bilakis ilâhî hududun, otorite eliyle ve adalet terazisiyle korunması anlamına gelir.

Bu noktada anlaşılmalıdır ki; had, bireyin öfkesine, toplumun baskısına veya anlık kanaatlere bırakılmış bir ceza değil; nizamı koruyan, suçu sınırlayan ve toplumu muhafaza eden ilâhî bir tedbirdir. Dolayısıyla bu ifade, mümine bir ruhsat değil, bilakis bir ikaz ve sınır çizgisidir.

Mümin bu lafzı işittiğinde cezanın büyüklüğünden değil; o sınıra yaklaşmanın dahi tehlikesinden ürpermeli, kendini ve yolunu muhafaza etmelidir.

Zina eden seyyib:Zina, nefsin istek ve arzusuna göre davranıp helal olmayan ile cinsel ilişki yaşamaktır. Bunu tam irade sahibi ve şartları yerine gelen muhsan kimse yapınca artık o, günahkâr olmaktan öte haddi aşan kimsedir; Allah’ın sınırlarını çiğnemiş kimsedir.

Rabb Teâlâ bu günahı öyle zemmeder ki “yapmayın” demek yerine “yaklaşmayın” buyurur:“وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَىٰ ۖ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا”“Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ 17/32)

Zinayı yaklaşılması dahi yasaklanan bir alan olarak çizmesi, onun sadece bir fiil değil, bir yol bozulması olduğunu gösterir.

Zaniyi ancak bir zaniye ya da bir müşrike layık görür:

“الزَّانِي لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً ۖ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ ۚ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ”

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik bir kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik bir erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.” (Nûr 24/3)

Bu, zina eden kimsenin imanını doğrudan yok saymak değil; fakat onun imanla kurduğu bağın zedelendiğini ve yolunun kaydığını ifade eder. Zina kişiyi bozduğu gibi yolunu da bozar ve artık zani, Hakk’a giden yolda istikametini kaybetmiş olur. Özellikle seyyib olan için bu durum daha da ağırdır; çünkü artık bu fiil bilinçli bir yöneliş hâline gelir.

Helali bilmiş, tatmış ve yolunu öğrenmişken harama yönelmek, sadece bir zaaf değil, sınırı bilerek ihlaldir.

Cana karşı can; kısas:

Haksız yere canına kıyılan bir kimse, canı karşılığında bir can hakkına sahip olur. Bu fıkhî kurallarla sabit olup bedel had ya da diyet ile gerçekleşir.

Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

“وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ”

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.” (Bakara 2/179)

Lakin Hak indinde canın ayrı bir keremi vardır. Can, Rabbinin izniyle üfürülmüş ruhtur:

“وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي”

“Ona ruhumdan üfledim.” (Hicr 15/29)

O bütünün bir parçasıdır. Bu yüzden haksız bir cana kıymak tüm insanlığa kıymak gibi değerlendirilmiştir:

“مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ… فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا”

“Kim bir canı haksız yere öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide 5/32)

Bu yetki sadece Allah’a aittir ve kulları üzerinde sadece O’nun hakkıdır. Bu suç da zina gibi günahtan öte, haddi aşmak olarak değerlendirilmiştir. Çünkü burada ihlal edilen sadece bir hayat değil, ilâhî nefhanın taşıyıcısı olan insanın özüdür.

Cemaati terk etme:

İşte bu, bu üç durumun en kötüsüdür ki Allah’ın hizbi olmayı bırakmak demektir. Cemaatten kasıt ise; birlik ve beraberlik üzerine hareket eden, ayrıştırmayan, ötekileştirmeyen, sırat-ı müstakim üzerinde kalmaya çalışan topluluk demektir. Rabbimiz şöyle buyurur:

“وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا”

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmrân 3/103)

Mümin kendisi için, onlar için ve dahi onlardan olmak adına günde kırk rekâtta kırk defa dua eder:“اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ”“Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fâtiha 1/6)

Allah’ın ipine toptan sımsıkı sarılan bu gruptan ayrılmak ise dünya ve ahirette her şeyi kaybetmek demektir. Çünkü bu kopuş sadece bir topluluktan ayrılmak değil, hakikatin taşıyıcı hattından kopmaktır.

Bu üç durumdan mümin sakınmayı bırak, son derece ikrah etmelidir. Tüm yolları kapatmalıdır; ihtimal dahi muhtemel olmamalıdır.

Şeytanın vesvesesi ile nefs, psikolojik olarak bunları günah mertebesinde görebilir; ama bu büyük hatadır. Bunlar sadece günah değil, imanın hududuna dayanan kırılma noktalarıdır.

Geri dönülmesi imkânsız demeyelim ama dönüşü çok ağır, bedeli çok yüksek olan bir yoldur.

Allah müminleri bunlardan muhafaza buyursun! Vesselâm.

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi hafizahullâh

About Hasan K.

Check Also

15.Hadis: Gönül İkliminin Üç Kapısı: Söz, İkram ve Hüsn-ü Muamele

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ:​”مَنْ كَانَ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir