Home / Gündem / 18.Hadis:Nerede Olursan Ol Allah’tan Sakın

18.Hadis:Nerede Olursan Ol Allah’tan Sakın

عَنْ أَبِي ذَرٍّ جُنْدُبِ بْنِ جُنَادَةَ، وَأَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ قَالَ:​«اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ، وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

(رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ)

Ebû Zer Cündüb bin Cünâde ve Ebû Abdurrahman Muâz bin Cebel (radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:​

“Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın (ona karşı takvalı ol).

Yaptığın bir kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki onu yok etsin (silsin).

İnsanlara karşı da güzel ahlakla muamele et.” (Tirmizî rivayet etmiş ve “hasen hadis” demiştir)

Hadisi Şerif’in Şerhi:

Efendimiz aleyhisselam’in Câmiu’t-Tirmizî’de rivayet edilen bu hadisi, zâhirde kısa görünse de hakikatte üç katmanlı bir uyarı, üç kapılı bir terbiye ve yüksek işarî teşvik taşır. Hadis yalnızca amel öğretmez; insanın inanç merkezini, amel merkezini ve ahlâk merkezini aynı anda inşa eder. Bu yönüyle cevâmiu’l-kelim oluşunun açık örneklerinden biridir.

Birinci katman akaid dairesinde olup müminin doğrudan inanç ve idrak dünyasına yönelmiş bir uyarıdır. Efendimiz “Nerede olursan ol Allah’a karşı takva sahibi ol.” buyurmakta, Burada kullanılan ifade doğrudan “havf” değil “takva”dır. Çünkü Kur’an’da Allah korkusu tek bir kelimeyle değil; havf, haşyet ve takva gibi farklı katmanları bulunan kavramlarla ifade edilir. Bunların her biri aynı merkeze baksa da aynı manayı taşımaz.

“Havf”, yaklaşan zarar ve tehlike karşısında duyulan korkudur. Bu sebeple Kur’an’da velî kullar için:
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Dikkat edin! Allah’ın velileri üzerine korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaktır.” (Yûnus 62) buyurularak onların uhrevî tehlikeden emin kılındıkları belirtilmiştir. Buradaki korku, yaklaşan azap ve akıbet endişesidir.

“Haşyet” ise azameti ve kibriyayı idrak etmekle meydana gelen derin ürperti ve tazim hâlidir. Bu korku yalnızca cezadan doğan korku değildir; marifetin, idrakin ve heybet karşısında küçülmenin neticesidir. Bu sebeple Rabbimiz:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
“Allah’tan kulları içinde ancak âlimler haşyet duyar.” (Fâtır 28) buyurur. Çünkü bilen insanın titremesi, bilmeyenin korkusundan farklıdır. Hatta Kur’an, haşyeti yalnızca insan psikolojisine değil, varlığın ontolojik teslimiyetine de nispet eder:
وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ
“Öyle taşlar vardır ki Allah haşyetinden aşağı yuvarlanır.” (Bakara 74)
ve yine:
لَوْ أَنْزَلْنَا هَٰذَا الْقُرْآنَ عَلَىٰ جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ
“Bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik onu Allah haşyetinden boyun eğmiş ve parçalanmış görürdün.” (Haşr 21)

“Takva” ise kişinin Rabbinin kuşatıcılığını idrak ederek kendisini O’nun gadabından, azabından ve ikabından muhafaza etmesidir. Kökünde korunmak, sakınmak ve kalkan edinmek manası vardır. Bu yüzden takva yalnızca korku değil; farkındalıkla oluşmuş korunma disiplinidir. Kişi Rabbinin zamanla, mekânla ve kudretle sınırlı olmadığını; her an gördüğünü, işittiğini ve kuşattığını idrak ettiğinde sınırlarını da öğrenmeye başlar. Takva sahibi kimse yalnızca harama düşmeyen değil, harama götüren sınırlarda dolaşmayan kimsedir. Nerede duracağını bilen, kalbini ve amelini Rabbine bağlayan kişidir. Bu sebeple Kur’an’da müttakîler methedilmiş ve kurtuluşun onlara ait olduğu bildirilmiştir:
هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
“O Kur’an, müttakîler için bir hidayettir.” (Bakara 2)

Kişi bazen Allah’a iman ettiği hâlde takva sahibi olmayabilir. Bu durum onu bazı zaman ve mekânlarda kendisini özgür ve kontrol dışı zannetmeye götürür. Günah işlese bile mutlaka affedileceğini düşünmek, ilâhî murakabeyi unutmak ve kendisini emniyette görmek bu hâlin neticesidir. Hadiste “حَيْثُمَا كُنْتَ / nerede olursan ol” buyurulması da bu yüzdendir. Çünkü mümin yalnızca mescidde değil; yalnızken de, karanlıkta da, ticarette de, öfkede de, arzuda da Rabbine karşı takva üzere olmak zorundadır.

Hadisin ikinci katmanı kişinin pratik hayatına, amellerine ve davranışlarının sonuçlarına hitap eden uyarıdır. Burada da sır dolu bir işaret vardır. Efendimiz aleyhisselam “günah” anlamında doğrudan “ism” kelimesini değil, “seyyie” kelimesini kullanmıştır:
«وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا»
“Kötülüğün ardından bir hasene/iyilik getir ki onu silsin.”

“Seyyie” çoğu zaman yalnızca günah diye tercüme edilmekte ve mana daraltılmaktadır. Oysa “ism” daha çok kişiyi vebale sokan, onu hayırdan geri bırakan günah ve suç anlamına gelirken; “seyyie” hem günahı hem kötü sonucu hem de kişiye isabet eden olumsuzluğu içine alan daha geniş bir kavramdır. Kur’an’da bazen günah, bazen de musibet için kullanılır. Rabbimiz:
﴿مَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَىٰ إِلَّا مِثْلَهَا﴾
“Kim bir seyyie ile gelirse ancak onun misliyle cezalandırılır.” (En‘âm 160) buyurarak onu kötü amel anlamında kullanırken; başka bir ayette:
﴿وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ﴾
“Onlara bir seyyie/kötü durum isabet ederse…” (Nisâ 78) buyurarak musibet manasında kullanmıştır.

Buna karşılık “hasene” de yalnızca sevap demek değildir. Güzel amel, hayır, iyilik, bereket, güzel sonuç ve fayda taşıyan her şeyi içine alır. Bu yüzden Efendimiz yalnızca “tevbe et” buyurmamış; kötülüğün arkasına bir hasene iliştirmeyi emretmiştir. Çünkü iyilik yalnızca puan kazandıran bir amel değil; kötülüğün izini silen bir nur, dengeleyici bir tesir ve kalbi yeniden hizaya sokan bir hayırdır. Bu sebeple kişi:

bir günah işlediğinde tevbe,

bir kalp kırdığında ihsan,

bir zulüm işlediğinde adalet,

bir karanlık oluşturduğunda hayır

ile o seyyienin etkisini izale etmeye çalışmalıdır. Hadisteki “تَمْحُهَا / onu siler” ifadesi de buna işaret eder. Çünkü kötülük yalnızca kayıt bırakmaz; iz bırakır. Hasene ise yalnızca sevap değil, o izi silen bir rahmet vesilesidir.

Üçüncü katman ise insanın duygusal ve ahlâkî merkezine hükmeden, onu kuru amelcilikten ve şekilciliğin afetinden koruyan uyarıdır. Efendimiz :
«وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ»
“İnsanlarla güzel ahlâk ile muamele et.” buyurur. Burada yalnızca davranış değil, “hulk” yani karakter ve iç yapı hedef alınmıştır. Çünkü insan yalnızca ibadet eden bir beden değil; aynı zamanda hisseden, yönelen, tesir eden ve çevresine ahlâk taşıyan bir varlıktır.

Bu yüzden kişinin fizikî amelleri kadar kalbî amelleri ve insanlarla kurduğu ahlâkî ilişki de önemlidir. “Ahsen” yani güzel olanı kuşanmak; kibir, öfke, haset, hakaret ve küçümseme gibi şeytânî davranış çizgilerinden uzaklaşmakla mümkündür. Güzel ahlâk çoğu zaman kişinin kendi nefsini merkeze koymayı bırakıp Nebevî çizgiyi merkeze almasıyla oluşur. Çünkü nefs önyargı üretir; vahiy ise mizan kurar. Şeytan ve ordusu insanı çirkin davranışa, kırıcı üsluba ve bozuk muameleye iterken; Nebevî ahlâk kişiyi merhamete, hilme, affa ve letafete taşır. Nitekim Rabbimiz Efendimiz aleyhisselam hakkında:
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
“Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem 4) buyurmuştur.

Bütün bu uyarıların ardından kişi: Rabbinden kendisini sakındığında velayet kapısına giriş izni kazanır.
Kötü olan her şeyin arkasına iyi olanı taktığında faziletlerin sıralanabileceği nötr ve temiz bir zemin elde eder.
Güzel ahlâk sahibi olduğunda ise sorumlu olduğu ya da olmadığı her kişi ve işe huzur, emniyet ve letafet taşımaya başlar.

Bu hâl onu zamanla Murâd makamına yaklaştırır. Çünkü isteyen çoktur; fakat istenen olmak başkadır. Takva ile korunan, hasene ile temizlenen ve güzel ahlâk ile süslenen kul ise arzulanan kullardan biri olmaya yaklaşır.Dünyaya gönderilmede maksat sadece Rabbinin rızasını kazanmaktir bubise sadece güzel ahlakla gerçekleşir.
Rabbim bizleri güzel ahlakla ahlaklandırsın Vesselam.

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi hafizahullâh

About Hasan K.

Check Also

20.Hadis: Utanmadıktan Sonra Dilediğini Yap!

​عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَنْصَارِيِّ الْبَدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir