
عَنْ أَبِي رُقَيَّةَ تَمِيمِ بْنِ أَوْسٍ الدَّارِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:”الدِّينُ النَّصِيحَةُ”قُلْنَا: لِمَنْ؟قَالَ: “لِلَّهِ، وَلِكِتَابِهِ، وَلِرَسُولِهِ، وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ”
رواه مسلم
Ebû Rukayye Temîm bin Evs ed-Dârî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
”Din nasihattir (samimiyettir).”Biz: “Kimin için?” diye sorduk.
Allah Resulü şöyle buyurdu:”Allah için, Kitabı için, Resulü için, Müslümanların idarecileri ve bütün Müslümanlar içindir.”
(Müslim, Îmân 95)
Hadisi Şerif’in İrfanî Şerhi:
“Din nasihattir…” diye başlayan bu nebevî beyan, dinin zahirî yapısını değil, iç işleyişini ve taşıyıcı ruhunu haber verir.
Kur’ân’da Rabbimiz “Allah katında din İslâm’dır” buyurur; Nebiyy-i Zîşan da dinin özünü nasihat olarak bildirir.
Böylece anlaşılır ki İslâm’ın diri kalmasını sağlayan cevher, nasihattir. İslâm nasihat ile ayakta durur; nasihat İslâm ile mânâ bulur.Nasihat kuru bir öğüt değil, güven, sadakat ve karşılıksız destek hâlidir. Müminin alameti de bu güvene ve desteğe sahip olmasıdır.
Kim Allah’a güven duyar ve O’na yönelirse, O’nun kelâmından emin olur; kelâmdan emin olan, onu taşıyan Peygamber’e dayanır ve onu destekler; Peygamber’i destekleyen ise müminlere karşı gerektiğinde dayanak, gerektiğinde kuvvet, gerektiğinde yol azığı, gerektiğinde öğüt verici olur.
Böylece nasihat, kalpten kalbe akan bir emniyet halkası gibi ilâhî hitaptan ümmete doğru uzanır.
Nasihat bir çerçevedir. İmanın nuru bu çerçeve içinde şekil bulur; istikamet bu çerçevede doğrulur; gönüller bu çerçeveyle birbirine bağlanır. Kulun huzurda durabilmesi bile bu sadakat ve içtenlik sayesinde mümkündür. Çünkü nasihat yalnızca öğrenilen bir bilgi değil, Hak’tan gelen bir düstur, kalbe yerleşen bir yöneliştir.
Onu söz değil ihlâs tamamlar. İhlâstan yoksun olanlar sadece başkasına öğüt vermeyi nasihat sanır; oysa nasihatın hakikati öğüt vermekten önce hayrı içtenlikle istemektir.
Nasihat, kulun Allah’a imanıyla başlar ve O’na dönüşüne kadar devam eder. Bu yolculukta kişi yalnız kendi selâmetini değil, yol üzerindeki her yolcunun hayır üzere olmasını dilemekle ve buna destek vermekle nasihat ehli olur !
Başkasının istikametini istemek, onun düşmesini istememek, onun kurtuluşunu temenni etmek nasihatın kalbî hâlidir.
Bu hâl bazen öğüt olarak görünür, bazen irşad olarak yön verir, bazen hatırlatma olur, bazen yön tayini olur, bazen vasiyet olur, bazen de bozulmuş olanı onarma çabasına dönüşür.Böylece nasihat, imanla başlayan, ihlâsla yürüyen, emniyetle yayılan ve ıslahla tamamlanan bir kulluk çizgisidir.
Din bu çizgide canlı kalır; kalpler bu çizgide birleşir; kul bu çizgide Rabbine huzurla yönelir.
Çünkü nasihat, dinin söylenmiş tarifi değil, yaşanmış hakikatidir.
Vesselâm!
Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi (hafizahullâh)
Açıklama:
Nasihat ; Arapça asıllı bir kelime olup Türk diline anlam daralmasına uğramak suretiyle geçmiştir.
Bu sebeple biz onu arap dilinde ki yaygın kullanımı ve hadisi nebevide ki kastolunan manası itibariyle tercüme edip kısaca açıklayacağız.
Yani bu kelimeye samimiyet ve ihlas anlamı vereceğiz. Salt bir tavsiye anlamı degil.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sözü söylediğinde, yanındakiler;
“Kime karşı ey Allah’ın Resulü?” diye sormuşlardır. Bunun üzerine Efendimiz şu açıklamayı yapmıştır:
Allah’a karşı: O’nun varlığına ve birliğine inanmak, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak ve emirlerine gönülden itaat etmek.
Kitabına karşı: Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek, onu okumak, anlamak ve hayatına tatbik etmek.
Resulüne karşı: Peygamberin sünnetine uymak, onu sevmek ve yolundan gitmek.
Müslümanların idarecilerine karşı: Onlara hak yolunda yardımcı olmak ve hayra yönlendirmek onların hayır üzre muvaffakiyeti için niyazda bulunmak.
Bütün Müslümanlara karşı: Onların iyiliğini istemek, haklarını gözetmek ve onlara zarar vermemek.
HK