عَنْ أَبِي يَعْلَى شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: “إِنَّ اللهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ، وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذِّبْحَةَ، وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ.”(رواه مسلم)
Ebû Ya’lâ Şeddâd bin Evs (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah, her işte ihsanı (iyi ve güzel davranmayı) farz kılmıştır. O halde (meşru bir sebeple) öldürdüğünüzde öldürmeyi güzellikle yapın.
(Kurban,av vb. için) hayvan keseceğiniz zaman kesimi güzellikle yapın.
Her biriniz bıçağını iyice bilesin ve keseceği hayvanı rahatlatsın.”(Müslim, Sayd, 57)
Hadisi Şerif’in Şerhi:
Rabbimiz Celle Celâluhu, her hafta kulaklarımızdan girip kalplerimize yerleşsin diye bir emrini tekrar ettirir:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ…
“Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emreder…” (Nahl 90)
Adalet ve ihsan…
Biri ölçü, diğeri ruh.Biri sınır, diğeri o sınırın içindeki güzelliktir.
Adalet; bir şeyin olması gerektiği gibi, hakkı çiğnenmeden yapılmasıdır.Fakat her adalet, ihsan değildir. İnsan bazen zorunluluktan, mecburiyetten, sadece sınırları aşmamak için amel eder; bu adalettir ama henüz ihsan değildir. Çünkü ihsan, fiile katılan gönül, incelik ve güzelliktir. Bu yüzden ihsan ayrıca emredilmiştir.
Resûlullah aleyhisselam bu emrin şümulünü şu sözle ortaya koyar:
إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ…
“Allah, ihsanı her şeyin üzerine yazmıştır…
”Buradaki “ketebe” fiili, sıradan bir tavsiye değil, vücûb ve ilzam manası taşır; farziyettir.
Lakin dikkat edilirse, burada yükümlülük doğrudan özneye değil, fiilin kendisine bindirilmiştir. Yani hangi fiil icra edilirse edilsin, o fiil artık ihsan şartıyla beraber yürür. Bu yüzden ihsan, bir seçeneğin adı değil; fiilin üzerine yazılmış bir edep ve sınırdır.
Her şey kendi içinde bir ihsanî düzen taşır. Bu düzeni gözeterek amel eden kimse muhsin olur. Ve Rabbimiz:إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ“Allah muhsinleri sever.” (Bakara 195)buyurur.
Yine:وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا…“Bizim uğrumuzda mücâhede edenleri elbette yollarımıza iletiriz…” (Ankebût 69)ayetinde, ihsanla yapılan mücâhedenin hidayete açılan bir kapı olduğu işaret edilir.
Bu hadisin en çarpıcı tarafı, ihsanı en sert alanda, yani öldürme fiilinde ortaya koymasıdır:
فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ“Öldürdüğünüz zaman öldürmeyi güzel yapın.”
Bu ifade ilk bakışta ağır gelir: “Öldürmede ihsan mı olur?”Evet, olur. Çünkü ihsan, fiilin kendisini değil, icra biçimini belirler.
Bu yüzden:İşkence etmek,acıyı uzatmak,organları parçalamak,savaşta kadın, çocuk, din adamı gibi savaş dışı kimseleri hedef almak bunların tamamı ihsanın dışına çıkar ve caiz olmaz.
Nitekim Efendimiz aleyhisselam, Usâme b. Zeyd’in “Lâ ilâhe illallah” diyen birini öldürmesi üzerine:
أَقَتَلْتَهُ بَعْدَ أَنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ؟!
“Lâ ilâhe illallah dedikten sonra mı onu öldürdün?”(Buhârî, Müslim)buyurarak, fiilin zahirine değil, kalbine yönelmenin tehlikesine dikkat çekmiş, hatta:أَفَلَا شَقَقْتَ عَنْ قَلْبِهِ؟“Kalbini yarıp baktın mı?”diye ikaz etmiştir.
Hadisin devamında ise bu genel ilke, daha somut bir alana indirilir:وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذِّبْحَ…“Kestiğiniz zaman kesmeyi güzel yapın…”Ve hemen ardından ihsanın nasıl olacağı öğretilir:وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ“Sizden biri bıçağını bilesin ve keseceği hayvanı rahat ettirsin.”
Burada ihsan artık teori değil, pratik bir edep olarak karşımızdadır:Bıçağın keskin olması hayvanın korkutulmaması başka hayvanların yanında kesilmemesi hızlı ve usûlüne uygun kesim Allah’ın ismiyle başlanması bunların her biri ihsanın dış tezahürleridir.
Fakat hadisin işaret ettiği daha derin bir katman vardır:İnsan hayvanı keserken aslında kendi nefsinin kesilmesini seyretmelidir. Çünkü asıl kurban, dışarıdaki hayvan değil; içerdeki hevâdır.
Bu yüzden Efendimiz aleyhisselam nefsini zorlayarak aşırıya giden bazı sahabeleri şöyle uyarmıştır:“Ben sizin Allah’tan en çok korkanınızım; fakat ben oruç tutar, iftar ederim; namaz kılar, uyurum; kadınlarla evlenirim…”(Buhârî, Müslim)
Yani: Nefsi öldürmek adına ihsanı çiğnemek de caiz değildir. Aşırılık, ihsan değil; sınır ihlalidir.
Hulasa;İhsan, özneye değil fiilin kendisine yazılmıştır.Bu yüzden mümin:Ne yaparsa yapsın kime karşı yaparsa yapsın hangi durumda yaparsa yapsın ancak Rabb’inin üzerine yazdığı o ihsanı ortaya çıkaracak şekilde amel eder.
Çünkü mesele sadece doğruyu yapmak değil;doğruyu en güzel şekilde yapmaktır.Rabbim bizi muhsinlerden kılsın,vesselam.
Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi (hafizahullâh)