Home / Gündem / 16.Hadis: Bir Nebevî Tavsiye

16.Hadis: Bir Nebevî Tavsiye

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَجُلاً قَالَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَوْصِنِي، قَالَ: “لاَ تَغْضَبْ” فَرَدَّدَ مِرَاراً، قَالَ: “لاَ تَغْضَبْ”​

(بخاري)

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber’e (sallallahualeyhivesellem):”Bana tavsiyede bulun,” dedi.

Hz. Peygamber (sallallahualeyhivesellem): “Gazablanma!” buyurdu.

Adam isteğini birkaç kez tekrarladı; Hz. Peygamber (sallallahualeyhivesellem) de her defasında: “Gazablanma!” buyurdu.​

(Buhârî, Edeb, 76)

Hadisin Şerhi:

Efendimiz aleyhisselâm’ın cevâmiu’l-kelim oluşunu bir kez daha ispat eden sözlerinden biridir bu: “لا تَغْضَبْ / lâ tağdab.”

Türkçeye çoğunlukla “öfkelenme” diye tercüme edilen bu söz, aslî lafzıyla düşünüldüğünde “gazaplanma” diye de çevrilebilir.

Her ne kadar iki ifade aynı manaya yakın görünse de aralarında ince bir fark vardır. Zira “gazab”, öfkeye göre daha şümullü ve kuşatıcı bir duyguyu ifade eder; bu duygu fıtratın aslî unsurlarındandır,öfke ise daha şahsî ve bireysel,anlık bir duyguyu ifade eder.

Gadab üç başlıkta incelenebilir: tehevvür, celâl, şecaat.

İnsanın aklî melekelerini bastırarak anlık köpürme, taşkınlık ve saldırganlık olarak yaşadığı gadab, yasaklanan gadabdır ki bu tehevvürdür.

Bu hâlde saf akıl örtülür; fiil ve kavl, fikirden önce tezahür eder. Bunun neticesi çoğu zaman hatadır; hatta geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.

Nitekim Kur’an bu tip taşkınlığı değil, aksine öfkenin kontrolünü över:

وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ

“Öfkelerini yutanlar ve insanları affedenler…” (Âl-i İmrân 3/134)

Burada gadabın ve gayzın bastırılması, aklın ve sükûnun öne çıkarılması emredilir. Bu hem dinî hem dünyevî maslahat için zaruridir. Gadab bastırıldığında yerine birinci mertebede afv, ikinci mertebede ise terk ve i‘râz (yüz çevirme) konur:

وَإِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ (Şûrâ 42/3)

“Öfkelendiklerinde affederler.”

وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ (A‘râf 7/199)

“Cahillerden yüz çevir.”Bütün bunlar şahsî meselelerde geçerlidir. Ancak mevzu ilâhî bir boyuta geçtiğinde gadab, celâl olarak tezahür eder. Hakkın çiğnendiği yerde bu celâl, üç şekilde ortaya çıkar:

a) Fiilî müdahale: Mazlumu ve kutsalı koruma (Nisâ 4/75)وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ

b) Kavlî müdahale: Hakkı söyleme, zulmü ifşa (Nisâ 4/148)إِلَّا مَنْ ظُلِمَ

c) Hissî tepki (kalbî buğz): Güç yetiremediğinde kalben reddetmek ki bu en alt mertebedir.(Bu mertebe için Efendimiz “Bu imanın en zayıfıdır.” buyurmaktadır.

Müminde şecaat, korkaklık ve cebânetin def‘i olarak, izzet ve onurun gereği şeklinde ortaya çıkmalıdır. Efendimiz aleyhisselâm raûf ve rahîm olmasına rağmen Hak için şecaat taşır, Hak için celâllenirdi. Şecaat olmazsa kişide bastırılma, sindirilme, korku ve acziyet gelişir ki bu hâl dinini izzetle yaşamanın önüne geçer.

Bu açılardan bakıldığında gadab, insanın sınırlarını belirleyen ve koruyan bir mekanizmadır. Sadedinde bulunduğumuz hadiste yasaklanan şey, bu mekanizmanın kendisi değil; bilakis kontrolsüz tezahürüdür.

Yani “lâ tağdab” emri, gadabın kökten yok edilmesi değil, sınırlandırılması ve terbiye edilmesidir.

Nitekim Kur’an’da Musa aleyhisselam’ın kıssasında gadabın tezahür ettiğini görürüz:

غَضْبَانَ أَسِفًا (A‘râf 7/150)“Öfkeli ve üzgün olarak döndü.”

Bu, dengeli ve akide merkezli bir gadabdır.Buna mukabil Muhammed aleyhisselam’ın dişi şehit edildiğinde, gadabı terk edip yerine affı ve duayı tercih etmesi, öfkenin daha yüksek bir ahlâka dönüştürülmesinin en bariz misalidir.

(Bu bağlamda: “Allah’ım, onlara hidayet ver; çünkü bilmiyorlar.” Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim)Nuh aleyhisselam’a baktığımızda ise 950 yıllık tebliğin ardından kavmini Rabbine arz etmesi:

رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا (Nuh 71/26)

Bu ise, tükenmişlikten doğan bir patlama değil; gadabın ilâhî hükme havale edilmesidir.

Kur’an bize şu usûlü öğretir:

Gadabı kişiselleştirme,gadabı yok etmeye çalışma terbiye et,yerine göre yönet,gerektiğinde daha yüksek ahlâka çevir (afv, i‘râz).

Efendimiz’in talimi de bu minvaldedir:Öfkeye götüren sebeplerden uzak dur,öfke geldiğinde hemen onun gereğini yapma içinde bulunduğun hâlini değiştir (ayaktaysan otur,oturuyorsan uzan,abdest al vb.),öfkenin seni yönetmesine izin verme, gibi.

Gadabın ilâhî boyutunu da anlamak lazım ki esasen tüm anlam burda yatar !

Gadab mutlak anlamda Allah’a aittir. Kul ancak Allah için gadab eder. Nitekim “mağdûb” olanlar, yani ilâhî gadaba uğrayanlar bahsedilir Kitap’ta:غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ (Fâtiha 1/7)

Bu şu neticeyi doğurur :Hakiki gadab sahibi Allah’tır; insan ise bu gadabı ancak O’nun adına ve O’nun hududu içinde taşır ! Aksi hâlde, her fırsatta öfkelenmeyi karakter edinmek; incitmek, kırmak, saldırmak ancak Rabbini tanımayan, O’nun kibriyâsını bilmeyen kimselerin hâlidir.

Rabbim bizleri nefsinin gadabına esir olanlardan değil, gadabını Hak için terbiye edenlerden ve uygulayanlardan eylesin.Vesselam.

Şeyh Mustafa Murat İyiyapıcı Hocaefendi hafizahullâh

About Hasan K.

Check Also

20.Hadis: Utanmadıktan Sonra Dilediğini Yap!

​عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَنْصَارِيِّ الْبَدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir