Home / Hadis / Kırk Hadis Ve Şerhi / 2.Hadis: Cibril Hadisi

2.Hadis: Cibril Hadisi

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ، إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ، شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ، لَا يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ، وَلَا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ. حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ، وَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الْإِسْلَامِ.فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلًا». قَالَ: صَدَقْتَ. فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ!قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِيمَانِ. قَالَ: «أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ، وَمَلَائِكَتِهِ، وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ». قَالَ: صَدَقْتَ.قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِحْسَانِ. قَالَ: «أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ».قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ. قَالَ: «مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ».قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَاتِهَا. قَالَ: «أَنْ تَلِدَ الْأَمَةُ رَبَّتَهَا، وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ».ثُمَّ انْطَلَقَ، فَلَبِثْتُ مَلِيًّا، ثُمَّ قَالَ: «يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ؟» قُلْتُ: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: «فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ»

Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi.

Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:

İslam Nedir? Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu.

Adam: Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti.

Adam:İman Nedir? Bana imanı anlat dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gü-nüne inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.

Adam tekrar: Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:

İhsan Nedir? dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:“İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.

Adam yine: Doğru söyledin dedi, sonra da:

Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:“Sorulan, bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi.

Adam: O halde alâmetlerini söyle, dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, birbirleriyle bina yapma yarışına girmeleridir ” buyurdu.

Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu.

Ben: Allah ve Resûlü bilir, dedim.Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi”

(Müslim, Îmân 1)

Dıştan İçe Açılan Bir Hakikat Cibril Hadisi

İslam düşüncesinde çoğu zaman öğretici bir metin olarak okunur. Oysa bu hadis, yalnızca dinin esaslarını sıralayan bir çerçeve değil; insanın kendisiyle, varlığıyla ve hakikatle kurduğu ilişkinin katmanlı bir anlatımıdır. Burada sorulan sorular, aslında insanın kendi içine yönelttiği sorulardır. Cevaplar ise dış dünyaya ait görünse de, insanın içsel derinliğinde yankılanır.Hadisin sahnesi dikkat çekicidir: Tanınmayan bir yabancı gelir. Yolculuk izi yoktur ama yolculuğun kendisidir. Bu, bilginin dışarıdan geliyormuş gibi görünmesine rağmen, insanın kendi özünden yükselen bir çağrı olduğuna işaret eder. Cebrail, burada bir melekten ziyade, insanın hakikatle yüzleşme anıdır.İslam, bu hadiste fiillerle tanımlanır. Şehadet, namaz, oruç, zekât ve hac… Bunlar çoğu zaman dinin “şekil şartları” olarak algılanır. Oysa İslam, yalnızca yapılanların toplamı değildir; kişinin varlık yönünü belirlemesidir. İnsan neye yönelirse, oraya ait olur. İslam, yönelişi hakikate sabitleyen bir iç düzen kurma hâlidir.İbadetler, bu düzenin dışa yansıyan yüzüdür. Asıl olan, insanın iç dünyasında gerçekleşen dönüşümdür. Namaz, bedenin kıyamı kadar, bilincin toparlanmasıdır. Oruç, açlıktan önce arzuların terbiye edilmesidir. Zekât, maldan önce benliğin arınmasıdır. Bu yüzden İslam,sadece bir “uygulamalar bütünü” değil; aynı zamanda bir varoluş terbiyesidir.

İman, genellikle inanılacak şeylerin listesiyle anlatılır. Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman… Ancak iman, bir bilgilendirme faaliyeti değildir. İman, insanın varlığını kuşatan hakikatle temas hâline geçmesidir.Bu temas, aklın iknasından daha derin bir düzeyde gerçekleşir. İman, insanın kendisini evrende rastgele bir varlık olarak değil, anlamla irtibatlı bir özne olarak konumlandırmasıdır. Kadere iman, olayların arkasında bir düzeni sezebilme yetisidir. Ahirete iman, hayatı yalnızca bu zaman dilimine hapsetmeme bilincidir.Dolayısıyla iman, zihinsel bir onaydan çok, bilincin yön değiştirmesidir. İnsan, imanla birlikte varlığı farklı okumaya başlar. Eşya, olaylar ve insanlar anlam kazanır.

Hadisin merkezinde ihsan vardır. İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi kulluk etmektir. Bu ifade, insanın algı sınırlarını aşan bir bilinç hâline işaret eder. Burada “görmek”, gözle görmek değildir. Bu, farkındalığın derinleşmesi, insanın kendi iç gözünü açmasıdır.İhsan, dinin ahlaki zirvesi değil, varoluşsal doruk noktasıdır. İnsan bu hâlde, yalnızca doğruyu yapmakla yetinmez; yaptığı şeyin bilincinde olur. Kendini sürekli göz önünde hisseden biri gibi değil, hakikatle sürekli temas hâlinde olan biri gibi yaşar.Bu, korkuya dayalı bir gözetlenme bilinci değil; sorumluluk doğuran bir farkındalıktır. İhsan, insanın kendi iç dünyasında kurduğu murakabenin adıdır.

Hadiste geçen kıyamet alametleri, çoğu zaman geleceğe dair haberler gibi okunur. Oysa bu alametler, insanın iç dünyasında yaşanan çözülmenin toplumsal yansımalarıdır. Değerlerin yer değiştirmesi, ölçülerin kaybolması, gösterinin hakikatin önüne geçmesi…Binalarda yükselme yarışı, insanın iç derinliğini kaybedip dış görünüme tutunmasının sembolüdür. Sahip olma arzusu, olma bilincinin önüne geçtiğinde, kıyamet başlamıştır. Bu anlamda kıyamet, yalnızca zamanın sonunda değil, bilincin çöktüğü her anda yaşanır.

Cibril Hadisi insanı anlatır. İnsanın nasıl başladığını, nasıl derinleştiğini ve nasıl dağıldığını gösterir. Bu hadis, dıştan içe doğru açılan bir kapıdır. Oradan geçen kişi, sadece dini öğrenmez; kendisiyle karşılaşır.Bu yüzden Cibril Hadisi, bir ders metni değil; bir yüzleşme metnidir. Okuyanı bilgilendirmekten çok, uyandırmayı amaçlar. Hakikat, burada anlatılmaz; hatırlatılır.

Şeyh’ül Ekber Hazretleri Fütuhât-ı Mekkiyye’de şeriat, tarikat, marifet, hakikat… Bunun bir daire üzerinde mütalaa edilmesi gerektiğini söyler ve buyurur ki, “Hakikat tekrar şeriatın üzerine gelir.” der.Yani bundan hareketle : “Şeriat, hakikatin örtüsü, perdesi ya da zahiri değildir, bizatihi kendisidir. O yüzden hakikate nüfuz etmek için şeriata nüfuz zorunludur.” der.

Hadisin Kelâmî Şerhi:

Mâtürîdî Kelâm Geleneğinde Din Tasavvuru: Cibrîl Hadisi Bağlamında İslâm, Îmân ve İhsân

İslâm düşünce tarihinde “Cibrîl Hadisi” olarak şöhret bulan rivayet, dinin temel unsurlarını hiyerarşik ve bütüncül bir yapıda sunması bakımından “Sünnetin anası” (Ümmü’s-Sünne) kabul edilir. Mâtürîdî kelâm geleneği, bu hadisi sadece bir menkıbe veya ahlâkî öğüt olarak değil; dînin ontolojik, epistemolojik ve ahlâkî temellerini açıklayan kurucu bir metin olarak değerlendirir. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve takipçileri, hadiste geçen İslâm, Îmân ve İhsân kavramlarını aklî-şer‘î bir tutarlılıkla yorumlayarak, dinin insan iradesi ve ilâhî hitap arasındaki dengesini inşa etmişlerdir.

1. Amelî Teslimiyet Olarak İslâm ve İrade Beyanı

Hadiste İslâm; kelime-i şehadet, namaz, zekât, oruç ve hac gibi zahirî fiillerle tanımlanır. Mâtürîdî’ye göre bu tanım, dinin “teslimiyet” (inkıyâd) boyutunu temsil eder.

Şer‘î Hitaba İtaat: İslâm, şer‘î yükümlülüklere fiilî itaati ifade eder. Bu fiiller, insanın Allah’ın emrine karşı geliştirdiği “kasdî yönelimi”nin (el-irâde ve’l-ihtiyâr) dışa vurumudur.

Fiil ve Değer: Mâtürîdî sisteminde amellerin değeri, onların arkasındaki niyet ve kasıtla belirlenir. Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin Tabsıratü’l-Edille’de vurguladığı üzere, zahirî fiiller ancak imanla bağ kurduğunda meşruiyet ve manevî değer kazanır.

2. Kalbî Tasdik Olarak Îmân ve Epistemolojik Temeller

Cibrîl’in itikadın altı esasını saydığı “îmân” mertebesi, Mâtürîdî kelâmında dinin özü ve merkezî rüknüdür.

Tasdik ve İkrar: Mâtürîdî ekolünde iman, özü itibarıyla “kalbin tasdiki” (tasdîkun bi’l-kalb) ve bunun dille ikrarıdır. Amel, imanın bir parçası veya sıhhat şartı değil, onun mükemmele ulaşmasını sağlayan bir “kemâl” unsurudur.

Akıl ve Sem‘ (Vahiy) Dengesi: İman esasları vahiyle (haber-i sâdık) sabit olmakla birlikte, bu esasların imkânı ve gerekliliği aklen de teyit edilir. Mâtürîdî’ye göre iman, körü körüne bir kabul değil, aklî bir zorunlulukla desteklenen bilinçli bir tasdik fiilidir.

3. İhsân: Bilginin Ahlâka ve Yakîne Dönüşümü

Hadisteki “Allah’ı görür gibi ibadet etmek” ifadesiyle tarif edilen ihsân, Mâtürîdî düşüncesinde dinin zirve noktasını ve “yakînî şuur” halini temsil eder.

Murakabe Bilinci: Bu mertebe, kulun her an ilâhî müşahede (gözetim) altında olduğunun farkında olmasıdır. Ebü’l-Yusr el-Pezdevî’ye göre ihsân, aklın marifetiyle kalbin huzurunu birleştiren bir makamdır.

İdrak-i Yakîn: Mâtürîdî bilgi teorisindeki “hakikatlerin olduğu gibi kavranması” (hakaiku’l-eşya) ilkesi, ihsân mertebesinde ahlâkî bir tezahüre dönüşür. Bilgi (marifet) artık sadece zihnî bir veri değil, davranışları yönlendiren sarsılmaz bir bilinç (yakîn) halidir.

4. Kader, İktisâb ve İnsan Sorumluluğu

Hadisin “Kaderin hayrına ve şerrine inanmak” bölümü, Mâtürîdî’nin insan fiilleri teorisini (halk-kesb) teyit eder.

Yaratma ve Kazanma: Hayır ve şer, yaratma (halk) bakımından Allah’a aittir. Ancak bu fiillerin meydana gelmesindeki seçim ve yönelim kulun iradesine aittir.

Mesuliyet:

Fiiller “iktisâb” yoluyla kula izafe edildiği için, insan kendi iradesiyle gerçekleştirdiği eylemlerden bizzat sorumludur. Bu yaklaşım, ilâhî adaleti ve insan özgürlüğünü aynı düzlemde korumayı hedefler.

Sonuç:

Cibrîl hadisinin sonunda yer alan “O size dininizi öğretmeye geldi” ifadesi, Mâtürîdî kelâmının en temel ilkesine işaret eder: Din, bilgiye dayalı bir sistemdir.

Mâtürîdî ekolünde din; taklit üzerine değil, marifet (tanıma) ve delil üzerine inşa edilir. Bilgiye dayanmayan bir imanın epistemolojik değeri düşüktür.

Netice itibarıyla: İslâm: Amelî ve zahirî teslimiyeti, Îmân: Kalbî ve aslî tasdiki,

İhsân: Marifetle taçlanmış derunî şuuru ifade eder.

Bu üç mertebe birleştiğinde “ed-Dîn” (bütüncül din) kavramı tahakkuk eder. Mâtürîdî literatüründe bu üçlü yapı, birbirinden kopuk kompartımanlar değil, birbirini besleyen ve tamamlayan organik bir bütündür.

Hadisin Tahrici:

Bu hadis, hadis tekniği açısından “Muttefekun Aleyh” (Buhârî ve Müslim’in ittifak ettiği) derecesinde olup, sıhhatin zirvesindedir.​

A. Sened Zinciri (Müslim Rivayeti Üzerinden)​Müslim b. Haccâc’ın eserinde yer alan bu zincir, “altın silsile” niteliğindedir:

• ​Yahya b. Yahya el-Nîsâbûrî: Sika (güvenilir), mutkin bir imamdır.

• ​İmam Mâlik b. Enes: Medine fıkhının ve hadis ilminin dev ismi.

• ​Abdullah b. Ömer: Çok hadis rivayet eden (müksirûn) yedi sahâbîden biri.

• ​Ömer b. el-Hattâb: Hadiseyi bizzat yaşayan birinci dereceden tanık.​​Hadis, İslam dünyasının en temel kaynaklarında yer almaktadır:

• ​Sahîh-i Müslim: “İman”, 1 (No. 8)

• ​Sahîh-i Buhârî: “İman”, 37 (No. 50)

• ​Sünen-i Tirmizî: “İman”, 5/6 (No. 2610)

• ​Sünen-i İbn Mâce: “Mukaddime”, 1/24 (No. 63-64)

• ​Müsned-i Ahmed b. Hanbel: 1/435 (No. 368)​​

İsnadın Sıhhat Derecesi:​Sika Râvîler:

Seneddeki tüm isimler adalet ve zabt sahibi, otorite kabul edilen ravilerdir.

• ​İttisâl: Rivayet zinciri kesintisizdir (muttasıl). Medine mektebinden Nîsâbur’a uzanan sağlam bir hattı takip eder.

• ​Hüküm: Hadis, hem sened hem de metin açısından “Sahîh li-zâtihî”dir. Farklı tariklerle (yollarla) gelmesi onu manen mütevatir kılar.

Hasan Karalök

About Hasan K.

Check Also

1.Hadis: “Ameller Niyetlere Göredir.”

عَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir